29 Haziran 2025 Pazar

PRENS GERİ DÖNDÜ!

 


 Merhaba Sevgili okuyucularım, yeni bir yazıyla sizlerle birlikteyim. Bu sefer ele alacağım yapım, son zamanların en çok sevilen ve konuşulan işlerinden birisi olan prens'in 3. Sezonu olacak.

 Prens, ikinci sezon bittikten sonra yaklaşık 9 aylık bir aranın ardından 9 mayısta yeni platformu Max da 3. sezonuna başladı. Bu sezon Prens ve ailesi için biraz daha yorucu geçti diyebiliriz. Zira aile sezon boyunca neredeyse hiç Bongomya'da bulunmadı. 3. sezon, özellikle prodüksiyon açısından seviyeyi daha da yükseltmiş. Zira Virtual Rx teknolojisi ile elde edilen mekanlar, gerçek mekanlarla neredeyse birebir aynı kalitede.

 Prens, hikayesinin yanısıra, yan rollerde oynayan katakterlerin de hem orijin hikayeleri hem de ana hikayeye katkıları noktasında oldukça fazla verim alan bir yapım. Özellikle cast seçimleri çok başarılı. Karakterlere tek tek baktığımız zaman hepsinin kendine özgü hikayeleri ve çok da sağlam ilerleyen karakter gelişimleri var. Benim bu sezon yine favori karakterim "Köle" oldu. Özellikle Canberk Gültekin, her sezon daha da üstüne koymaya devam ediyor. Beğendiğim bir diğer isim ise Burak Dakak oldu. Fatih Sultan Mehmed ' e hem rol açısından hem de gerçekliklere dayanması açısından çok yakıştığını düşünüyorum.

 Prens bu sezon kendi içerisinde çok fazla gönderme de barındıyor. Birkaç madde halinde sıralayacak olursak :

1 - Game Of Thrones

 Hasharia ' nın adının Haşarı olmasının yanı sıra GOT da ki Arya dan da gelmesini hariç tutarsak, tek benzerlik bu değil, artık Prens dizisinde de kimi sevsek 2-3 bölüm sonra ölebiliyor! 

2 - Osmanlı ve Kızıl Elma

 Kızıl elmanın Türk tarihinden ve Türk mitolojisinde önemli bir yerde olduğu aşikar. Özellikle Oğuz türlerine kadar dayanan ve türklük ideasını ve yaşam biçimini tüm dünyaya yaymak isteyen bir kavramı niteliyor. Tek bir sahnede bile olsa Osmanlı toplumunun elma ile gösterilmesi benim hoşuma gitti. Bu arada Osmanlı demişken, mehter marşının kullanılan yeni versiyonunu da çok sevdim!

 Prens, özellikle 3. Sezonu itibarıyla biraz komediden drama doğru da kaymaya başladı. Ama bunu çok iyi ve dozunda yapıyor. Bizi ne çok üzüyor ne de çok güldürüyor. Bunu ayarlayabilmek büyük maharet ister. Bu noktada Giray Altınok ve Kerem Özdoğan'ın da drama konusunda ne kadar yetenekli olduklarını da görebiliyoruz. 

Soru İşaretleri

 Dizinin sezon finali yapmasıyla birlikte kafama birçok soru işareti çengeli atılmış durumda. Thenio'nun içinde bulunduğu buhran ne olacak? Anarkhia bir anda nereden ortaya çıktı ve tabiki de en önemlisi Hasharia yaşayacak mı? Artık bunları 4. sezonla birlikte göreceğiz. Ama şu da bir gerçek ki, dizi değil 4 sezon 14 sezon da sürse kendini sıkmadan izletmeye devam edecek.

 Giray Altınok ve Kerem Özdoğan senaryo kısmında ( final biraz aceleye gelmiş gibi dursa da ) genel olarak çok iyi iş çıkarmışlar. Onları da tebrik etmek gerek. Ben Prens in bu sezonuna 9/10 veriyorum. Yeni bir yapımla daha görüşünceye dek, şimdilik hoşçakalın!

                                      Kutlay ZEREY

15 Şubat 2025 Cumartesi

BİR SURETE AŞIK OLMAK : SEVMEK ZAMANI

 



 Merhaba sevgili film severler. Ben Kutlay, yeni bir filmle daha sizlerle birlikteyim. Bugün ele alacağım film, Türk sineması için bir kilometre taşı olan " Sevmek Zamanı "

 Sevmek Zamanı, yönetmenliğini Metin Erksan'ın yaptığı 1966 yapımı bir filmdir. Türk sineması tarihinde çok önemli bir yere sahiptir. İşlediği konusu, oyunculukları, filmin içerisinde yer alan metaforlar, bu filmi daha da anlamlı hale getiriyor. Geçtiğimiz gün 14 Şubat olduğu için bende bu derin aşk hikayesini ele almak istedim.

 Metin Erksan, Türk sinemasının efsane yönetmenlerinden birisidir. Yılanların Öcü ve Susuz Yaz gibi birçok edebi eseri sinemaya kazandırmıştır. Hatta Susuz Yaz filmi, Berlin'de Altın Ayı ödülünü alarak, Türkiye'nin uluslararası alanda ödül kazanan ilk filmidir.

Konusu

 Adada ustasıyla birlikte çeşitli evlerde boya yapan Halil, gittiği bir köşkte duvarda gördüğü bir kadının ( meral ) resmine aşık olur. Uzun süre boyunca o eve giden Halil, kadının suretine aşık olur. Bir gün Meral ansızın çıkagelir ve Halil'i onun  resmine bakarken görür. Halil'in suretine aşık olduğunu öğrenen Meral, bu durumdan çok etkilenir ve Halil' e karşı derin bir aşk beslemeye başlar. Ancak Halil onun resmine aşık olmuştur, kendisine değil. 

Filmde Kullanılan Metaforlar 

Çerçeveler

 Metin Erksan bu filmde çerçeveleri oldukça fazla kullanır. Başta zaten Meral'in resminin olduğu çerçeve var. Kimi zaman karakterler çerçevelerin önünde yer alır, kimi zaman da arkasında yer alır. Arkasında yer aldığı zaman karakter ile aramıza bir engel girdiği için kendimizi onunla özdeşleştiremeyiz.

Platon'un Mağara Alegorisi

 Halil'i Platon'un mağara alegorisinde yer alan, mağarada girişe sırtı dönük bir şekilde yaşayan kişiye benzetebiliriz. Halil kendi içerisinde bir dünyaya sahiptir. Fakat bu bir tercihtir. Platon'un mağarasındaki kişi, dış dünyayı sadece gölgelerden görür ve dışarıya çıkmak ister. Halil ise gerçek dünyayı gölgelerden görür fakat dışarıya çıkmak istemez. O kendi dünyasında mutludur ve dışarıya çıktığı zaman başına gelecekleri bilmektedir. Nitekim film içerisinde de kendisini dışarıya attığı zaman başına hep kötü şeyler gelir. Bu noktada onu koruyan ve yol gösteren kişi yani bir nevi mentoru Mustafa'dır.

Ut

 Filmde tasavvufi öğelere çok fazla yer verilmektedir. Bunlardan bir tanesi de utdur. Filmin birçok yerinde Mustafa'yı ut çalarken görürüz. Zaten Halil de tasavvuf öğelerini yansıtan bir karakterdir. 

Zıtlıklar

 Filmin içerisinde çok fazla zıtlık var. Halik genelde koyu giyerken, Meral açık tonlarda kıyafetler tercih eder, ki bu da karakterlerin duygu dünyasını ortaya koyuyor. Zengin kız fakir oğlan durumuna da vurgular yapılıyor. Doğu - Batı çarpışması çok var. Halil ut ile tasavvufi müzikler dinlerken; Meral Beethoven dinler, Halil genelde dini yerlerde ( cami, mezarlık vs ) gezerken; Meral daha lüks mekanlarda takılır. 

Sosyal Hiyerarşi

 Filmde dediğim gibi zengin kız fakir oğlan durumu var. Bunu zaten özellikle ikili diyaloglarda yer alan kamera açıklarında görebiliyoruz. Genelde birçok noktada Meral üstteyken Halil altta kalmaktadır. Çünkü Meral hiyerarşik olarak Halil'in üstünde yer almaktadır. 

 Filimin atmosferi sürekli karanlık ve yağmurludur. Çünkü karakterlerimiz mutlu sona bir türlü ulaşamaz. Meral'de zamanla batılı aşk kavramından kurtulmaya başlar ama her şey için çok geçtir. 

 Sevmek Zamanı, zamanının çok ötesinde bir film. Anlatısı ve atmosferi bakımından Fransız Dışavurumculuk Sinemasından çokça esintiler taşır. Genelde o dönemin filmleri özellikle senaryo bakımından daha basit olduğu için, Sevmek Zamanı anlaşılmaz ve gişede batar. Metin Erksan filmin bütçesinin tamamını kendi cebinden karşılar. Filmin değeri ise yaklaşık 50 yıl sonra anlaşılmaya başlamıştır. İMD'den 7.9 puan aldı. Müşfik Kenter ve Sema Özcan'ın efsane oyunculuklarının yer aldığı bu filme bende 9/10 puan veriyorum. Yeni bir filmle daha görüşünceye dek şimdilik hoşçakalın!


                                                                  Kutlay ZEREY   

10 Şubat 2025 Pazartesi

MADDESEL VARLIĞIN GÜCÜ : THE SUBSTANCE

 



 Merhaba sevgili film severler. Ben Kutlay, yeni bir filmle daha sizlerle birlikteyim. Bugün ele alacağım film, 2024 yılında ciddi bir iz bırakan The Substance.

 The Substance, Coralie Farget'ın yönettiği, Demi Moore ve Margaret Qualley'nin başrollerinde oynadığı, tür olarak ise body horror olarak adlandırabileceğimiz bir korku filmi. Filmin konusuna geçmeden önce, bilmeyenler için body horror kavramını açıklamak istiyorum. Body horror, insan vücudunun şekil değiştirerek, gerçek olamayacak derecede deforme ederek gerilim ve korku yaratma türüdür. Bu tür genelde filmlerde çok fazla kullanılmamakla beraber, türün kullanıldığı kült filmler de vardır. Örenk olarak Antonio Banderas'ın " İçimdeki Deri" filmini örnek verebiliriz.

 The Substance, 90'lı yıllarda çok popüler olan fakat günümüze gelindiğinde popülerliğini ve gençliğini kaybetmeye başlayan, ellili yaşlardaki televizyon ünlüsü Elizabeth'in hayat hikayesini anlatıyor. Elisabeth, artık yaşlandığı için eskisi kadar popüler değildir ve çalıştığı kanalın sahibi tarafından dışlanmaya başlamıştır. İşini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bir gün bilinmeyen bir numaradan gizli bir mesaj alır. Bu mesaj gizemli bir şirketten gelmektedir. Bu şirket, Elisabeth'i olduğundan daha iyi ve genç bir versiyonuna dönüştürmeyi vaat etmektedir. The Substance denen gizli kimyasal bir maddeyi kullanan Elizabeth, kendisinin daha genç bir versiyonu olan Sue ile tanışır. Fakat ilişkileri hiçbir zaman ilk zamanki kadar iyi olmayacaktır. 

 Susbtance, filmin ilk yarısı itibariyle yavaş bir tempoda başlıyor. İki karakter arasındaki çatışma dozajı arttıkça film de hızlanmaya başlıyor. Özellikle son yarım saat body horrorun şiddeti en üst seviyeye çıkıyor. Film, izleyiciyi yavaş yavaş ısıttıktan sonra tam anlamıyla bir kan banyosuna dönüşüyor. Bu da bazı noktalarda beni rahatsız etti. Filmin içerisinde güçlü mesajlar da var. Özellikle kadınların vücutları üzerine metalaştırılmaması konusu üzerinde oldukça fazla duruluyor. Film, temasal olarak Gaspar Noe filmlerinden de esintiler sunuyor. Güçlü bir senaryoya sahip, oyunculuklar başarılı ki zaten Demi Moore'da "En İyi Kadın Oyuncu" dalında Oscar adaylığı aldı. Film, Cannes film festivalinden ve Toronto  film festivalinden büyük ödüllerle döndü. 

 Sonuç olarak The Substance filmi, bu yılın en çok beğendiğim filmlerinden birisi oldu. Beden korkusu temasına takıntınız varsa izlemeyin. Eğer yoksa izlemenizi tavsiye ederim. Benim bu filme puanım 8/10 . Yeni bir filmle daha buluşuncaya dek, hoşçakalın!

 

                                                      Kutlay ZEREY




3 Mayıs 2024 Cuma

ORTAÇAĞ'DA GARİP BİR KRALLIK : PRENS

 



 Merhaba sevgili sinemaseverler! Ben Kutlay. Yeni bir yapımla daha sizlerle birlikteyim. Bugün ele alacağım yapım BluTV'de yayın hayatına devam eden "Prens" dizisinin 2. sezonu olacak.

 Prens, ilk olarak 2023 yılında yayın hayatına başladı fakat dizinin yapım aşaması çok daha eskiye dayanıyor. Prens karakteri, Giray Altınok'un İnstagram storylerinde ortaya çıkarttığı bir karakter. Prens, Ortaçağ'da geçen ve kimsenin bilmediği Bongomya Krallığı içerisinde yer alan ve babası vefat ettikten sonra tahta geçen "Prens" isimli karakterin komik maceralarını konu alıyor. Bu krallık o kadar etkisiz ki, dizinin ana karakterine bile isim koymamışlar. 

 Prens'in ikinci sezonu ise geçtiğimiz Nisan ayında yayın hayatına başladı. Ve yine bu sezon da Prens'in maceralarına tanık oluyoruz. 

Bu diziyi izlenebilir kılan şeyler neler?

1 - Senaryo

 Senaryo kesinlikle kendisine bağlıyor. Bu dizi sadece saf bir komedi dizisi değil, içerisinde oldukça fazla entrika da barındırıyor. Bu da dizinin her kesimden insana hitap etmesini sağlıyor. Hatta ikinci sezonda öyle bölümler var ki ( spoiler vermeyeceğim tabi ki ) kendinizi ağlarken bulabilirsiniz. Bu da senaryoyu zenginleştiriyor.

2 - Dizideki yan karakterler

 Dizide yer alan yan karakterlerin hepsi çok etkili ve diziye yön veriyor. Prens dizisinin ana karakteri olmasına rağmen yan karakterlerinde hepsinin birer original hikayesi var ve bu da dizinin gidişatını etkiliyor. Mesele ikinci sezonda Orion karakterinin kendi benliğini bulma çabasını izliyoruz.  Benim bu dizideki favori yan karakterlerim Köle ve Sangu. Tabi yer yer Hasharia, Sion, Kalesh de devreye giriyor. 

3 - Daha önce denenmemiş olması. 

 Türkiye'de daha önce absürt komedi tabi ki denendi ve bazıları da çok başarılı oldu ( Leyla İle Mecnun ve Gibi'yi buna örnek olarak verebiliriz ). Fakat tarihi komedi daha önce hiç denenmemişti. Prens, bize bunu başarılı bir şekilde sunuyor. 

4 - Prodüksiyon kalitesi

 Belki de Prens'in başarılı olmasının en önemli noktası prodüksiyon kalitesi. Özellikle 2. sezonda kullanılan kıyafetler, kurulan set ortamı bize gerçekten ortaçağ ambiyansını veriyor. Ama asıl önemli olan nokta, bu dizi yeni bir çekim tekniğini ülkemize getirdi. Virtual Production.

Virtual Production Nedir?

 Virtual Production, temel anlamıyla bir greenscreen kullanarak değil de LED panellerin bir set için arka plan olarak kullanıldığı, üzerinde videoların yer aldığı bir teknolojidir. Canlı aksiyon ile dijitalin bir arada kullanıldığı bir yapım tekniğidir. Canlı prodüksiyon ile görsel efektler arasındaki engelleri ortadan kaldırır ve ikisinin ayı anda çalışmasına olanak sağlar. Bunu Türkiye'de yürüten firma da MGX Türkiye firması. Aynı zamanda MGX, Prens'in de yapımcı firması konumunda. Dolayısıyla işin prodüksiyon tarafında müthiş bir emek var. 

 Sonuç olarak Prens, ailecek izleyebileceğiniz, keyifli bir dizi olarak karşımıza çıkıyor. Dizinin oyuncu kadrosu da çok iyi. Giray Altınok, Serdar Orçin, Ceyda Düvenci, Derya Pınar Ak, Aslı Tandoğan, Çağdaş Onur Öztürk gibi kaliteli oyuncular varken ikinci sezonda Elçin Sangu, Çağlar Ertuğrul gibi isimler de kadroya katılıyor. Benim bu diziye puanım 8/10. Yeni bir yapımla daha görüşünceye dek, şimdilik hoşçakalın!

                                                       Kutlay ZEREY

27 Ekim 2023 Cuma

BİR SCORSESE KLASİĞİ : DOLUNAY KATİLLERİ

 


 Merhaba sevgili film severler. Ben Kutlay. Uzun bir aranın ardından, yeni bir filmle sizlerle birlikteyim. Bugün ele alacağım film efsane yönetmen Martin Scorsese'nin son harikası Dolunay Katilleri.

 Dolunay Katilleri, 20 Ekim 2023 tarihinde vizyona girdi ve bende dün akşam izleme fırsatı buldum. Filmin başrollerinde Leonardo Di Caprio, Rabert De Niro ve Lily Gladstone yer alıyor. Tabi  bu filmde Scorsese'nin eski ve yeni gözdelerini bir arada görmek beni mutlu etti. Usta yönetmenin bu filmi Robert De Niro ile olan 10. filmi. Taxi Driver ile başlayan bu serüven dile kolay 50 yıldır devam ediyor. Leonardo ile ise 6. filmi. En son bu ikiliyi The Wolf Of Wall Street filminde bir arada görmüştük. De Niro ve Di Caprio ise ilk kez kamera karşısında bir araya geldiler. Belki de bu film, Scorsese'nin son filmi (çok üzücü ama) olabileceği için böyle bir cast seçimi yapılmış olabilir. 

 Konusu

 Film gerçek bir hikayeye dayanıyor. 1920'li yıllarda Amerika'da yaşayan Kızılderili halkı olan Osage kabilesinin petrolü bulup zenginleşmesinden sonra başına gelen olayları konu alıyor. Bu halk zenginleştikten sonra halk içerisinde kimliği belirsiz kişiler tarafından bir takım cinayetler işleniyor. Olaya Federal Büro el atıyor ve cinayetler çözülmeye çalışılıyor. Olayın boyutları o kadar büyük ki, olayların sonunda Amerikan hükümeti FBI'ı kuruyor. Tabi bizde film içerisinde Ernest Burkhart, Mollie Burkhart ve William Hale karakterleri üzerinden olaylara odaklanıyoruz. 

 Kültürel Etki

 Dolunay Katilleri filmi, 2017 yayınlanan aynı adlı kitaptan uyarlama bir film. Fakat kitapla aralarında bazı ufak tefek farklılıklar var. Kitapta  katilin kim olduğu son ana kadar belli değilken, filmde başlarda kimin katil olduğu direk ortaya konuluyor. Osage cinayetleri  olarak bilinen olay, 1920 - 1923 yılları arasında 24 tane kabile üyesinin şüpheli şekilde öldürülmesi sonucu araştırmaya alınıyor. Ve süreç FBI'ın kurulmasına kadar devam ediyor. Bu olay hala FBI tarihinin çözülmesi en karmaşık olaylarından bir tanesidir. 

Filmin artı yönleri

 1 - Filmde birkaç ufak tefek sahne dışında neredeyse hiç CGI yok. Sahnelerin tamamı gerçek mekanlarda çekilmiş. Bu da 3 yıldır yapım aşamasında olan bir filmin ne kadar büyük bir emekle ortaya çıktığını kanıtlıyor. Günümüz dünyasında artık her şey yeşil ekran önünde, sahte ortamlarda çekildiği için bu tarz gerçek şeyleri görmek beni mutlu ediyor.

2 - Filmde oyunculuklar - beklendiği gibi - çok iyi. Leonardo ve De Niro Oscar adaylığı alacak gibi duruyor.

3 - Filmin renkleri. Döneme ait pastel ve çoğunlukla sarının tonlarının kullanılması benim hoşuma gitti. 

Filmin eksi yönü 

1 - Filmin beğenmedim diyebileceğim tek yönü yavaş temposu ve süresi oldu. Dönem filmleri zaten temel olarak hızlı tempolu olmuyor ama içerisinde gerilim öğeleri bulunan bir filmin temposunun daha hızlı olmasını beklerdim. Film her detayı ince ince işliyor. Bunu da 3 saat 26 dakikalık süresinden anlayabiliyoruz. Film, yarım saate yakın daha kısa tutulabilirdi. 

 Dolunay Katilleri, kaliteli bir yapım olmakla birlikte, çok daha sınırlı bir kitleye hitap ediyor. Ama siz benim gibi Scorsese sinemasını seviyorsanız filmden zevk alacaksınızdır. Film, İMDB'de de 8.1 aldı. Benim ise filme puanım 7.5/10. Yeni bir filmle daha görüşünceye dek, şimdilik hoşça kalın!

                                                                 Kutlay ZEREY 

13 Mart 2023 Pazartesi

SİNEMA SAHNESİNİN EN IŞIKLI GÖSTERİSİ : OSCAR 2023

 



 Merhaba sevgili okuyucularım. Ben Kutlay. Yeni bir yazıyla daha sizlerle birlikteyim. Bu yazımın konusu Oscar ile ilgili olacak. Bildiğiniz gibi 7 yıldır hem oscar öncesi tahminlerimi, hem de Oscar sonrası değerlendirmelerimi burada sizlerle paylaşıyorum. Fakat bu sene bu noktada bir değişiklik yaptım. Oscar öncesi tahmin yazısı bu sene gelmedi. Bunun sebebi de Şubat ayı içerisinde ülkemizin yaşamış olduğu, yüzyılın en büyük deprem faciasıydı. Oscar adayları 24 ocak gecesi açıklanmıştı. Ben de bu noktada maratona hazırlanırken, ülkemizde deprem faciası meydana geldi. Uzun bir süre boyunca filmleri izleyemedim ki izlemek de yazmak da pek içimden gelmedi. Eminim ki siz de benimle aynı duyguları yaşamışsınızdır. Ödüllerin dağıtılmasına yaklaşık 2 hafta kala maratona başladım ve aday kategorilerdeki filmlerden birçoğunu izledim. Oscar ödülleri öncesi de tahminlerimi twitter hesabım üzerinden paylaştım. Ve her sene olduğu gibi bu sene de tahminlerimin çoğu gerçek oldu. Bu sene sunucu Jimmy Kimmel idi ve uzun bir süreden sonra da törende bir aksilik yaşanmadı.

OSCAR ÖDÜLLLERİNİN KAZANANLARI

1- Everything Everywhere All At Once 

 Son yıllarda Netflix yapımları Oscar'a damga vurmaya başladı. Bunun en son örneği de Çin - Amerika ortak yapımı olan bu film oldu. En iyi film, en iyi kadın oyuncu ve en iyi yardımcı erkek oyuncu dalı da dahil olmak üzere aday olduğu 11 dalın 7 sinde ödülü kazandı. Ki ben de bu dalların çoğunda bu filmi kazanan olarak göstermiştim. 

2 - All Quiet On The Western Front 

 Yine bir Netflix yapımıyla daha karşı karşıyayız. 1929 da kitabı yazılan, 1979 yılında ilk defa sinemaya çevrilen Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok ( ki o da harika bir filmdir ) filmi yeniden yapımla 2022 yılında ekrana geldi. Bu sefer olaylar Almanlar tarafından ele alınıyor. Bu filmi - ilginçtir ki - GAP turundayken yolda izlemiştim ve filmle ilgili hiçbir beklentim yoktu fakat film müthiş bir akıcılıkla ilerlemişti. Özellikle görsel efektleri ve sinematografisiyle birlikte görüntü yönetimi beni çok etkilemişti ki bu dallarda da Oscar 'ı kazandı. 

3 - Brendan Fraser

 Çocukluğunu 90'lı yılların sonunda ve 2000'li yılların başlarında yaşamış ve o dönemlerde film sevdalısı olmaya başlamış insanlar bilirler ki The Mummy ( Mumya ) serisi o dönemin en çok sevilen film serilerinden birisidir. İşte o filmin başrolü Brendan Fraser, Hollywood'un en tepesindeyken kariyeri bir anda  tepetaklak oldu ve uzun yıllar boyunca ortadan kayboldu. Fakat 2022 yılında çektiği The Whale ( Balina ) filmi ile öyle bir oyunculuk çıkardı ki hepimizi etkilemeyi başardı. Film temelde, kızı ile arasını düzeltmeye çalışan, obezite hastası bir öğretmenin hikayesini ele alıyor. Balina adı ise filmdeki ana karakterin sürekli Moby Dick romanından alıntı yapmasından geliyor. Benim en iyi erkek oyuncu dalında Fraser'ı izleyene kadar adayım Austin Butler ( Elvis ) idi. Hatta altın küreyi de Butler aldı. Fakat The Whale'ı izledikten sonra bu kategoride tek adayım Fraser oldu ki nitekim de ödülü kazandı. 

4 - Guillermo Del Toro's Pinnochio

 Bu film En İyi Animasyon dalından rakipsizdi. Klasik Pinokyo çizgi filmini stop motion (çekilen fotoğrafların arka arkaya eklenmesi )  tekniğiyle çekilmesi kesinlikle müthiş bir fikir. Tabi bu fikrin arkasında Guilermo Del Toro gibi bir efsane de yer alınca film tadından yenmez oluyor. 

OSCAR'IN KAYBEDENLERİ   

 Asında bu noktada ele alabileceğim bir yapım yok. Bunun sebebi de bu sene ödülleri alacak filmlerin çok öngörülebilir olmasıydı. Neredeyse tüm kategorilerde hiçbir sürpriz yaşanmadı. Bu noktada ben gecenin kaybedeni olarak tek bir filmi ele almayı uygun gördüm.

1 - Avatar : Suyun Yolu

 Kesinlikle bu törenin en büyük kaybedeni Avatar. Avatar, sadece tek bir dalda Oscar kazandı. O da en iyi görsel efekt dalı. Ki zaten bunu öngörmüş olmamız gerek. Adeta kör göze parmak misali James Cameron abimiz bize görsel efektleri bol bol gösterdi. O nedenle bu dalda ödül kazanmaları hiç şaşırtıcı olmasa gerek.

  Evet sevgili sinema severler. Bu yazımda sizlerle 95. Oscar ödüllerini değerlendirdim Umarım keyif almışsınızdır. Tekrar, yeni bir yazıyla daha görüşünceye dek. Şimdilik hoşçakalın!

                                                         Kutlay ZEREY

16 Ocak 2023 Pazartesi

THE LAST OF US

 


 Merhaba sevgili sanat severler. Ben Kutlay. Bugün yine sizlerle birlikteyim. Bugün sizler için ele alacağım yapım; bir oyun uyarlaması olan The Last Of Us.

 1970'li yılların sonunda başlayan oyun furyası, o dönemlerde insanlar için sadece bir zevkten ibaretti. Ve piyasası da çok fazla olmadığı için oyunlar çok geniş kitlelere yayılmıyordu. Fakat 90'lı yıllarla birlikte teknolojinin de gelişmesiyle oyun sektöründe de çok büyük atılımlar meydana gelmeye başladı. EA, Rockstar, Ubisoft gibi şimdinin dev firmaları o dönemde ilk meyvelerini vermeye başlamıştı. 2000'li yıllarda ise sektör o kadar çok büyüdü ki yapılan oyunların da prodüksiyonu artmaya başladı. Firmalar oyunlara milyonlarca dolar harcamaya başladılar. Sektördeki son 10 yılda ise mihenk taşı diyebileceğimiz oyunlar ortaya çıkmaya başladı. İşte o oyunlardan bir tanesi de The Last Of Us. Naughty Dog firması tarafından geliştirilen bu oyun 2013 yılında Ps3 için çıkışını gerçekleştirdiğinde sesini o kadar çok duyuramamıştı. Ne zaman ki Ps4 için remastered (oyunların baştan yapılmayıp, biraz daha düzenlenmesi ) versiyonu çıktı, işte o zaman The Last Of Us tüm dünyada bir hit haline geldi. Sinema ve dizi dünyası da bunun farkına varmış olacak ki, son yıllarda oyun uyarlamaları dizi ve film oluyor. Uncharted ile başlayan bu serüven Last Of us ile devam ediyor. İlerleyen zamanlarda ise Ghost Of Tsushima ve God Of War gibi yüksek bütçeli oyunlar da ekrana uyarlanacak. 

  The Last Of Us geçtiğimiz sene duyurulduğunda ben diziye biraz şüpheyle yaklaştım. Çünkü, bu serinin iki oyununu da defalarca kez baştan sona bitirdim. Ve henüz ikinci oyun kafalarda büyük bir soru işareti bırakmışken, Neil Druckman'ın ( Naugty Dog firmasının başkanı ve oyunun da senaristi ) böyle bir işe girmesi beni şüpheye düşürmüştü. Oyuncu kadrosundaki bazı seçimler oldukça tepki çekti. Özellikle Ellie rolü için Bella Ramsey oldukça eleştiri aldı. Çünkü kendisi oyundaki Ellie karakterine hiç benzemiyordu. Fakat Game Of Thrones dizinde oynadığı karakterle iyi bir oyunculuk çıkarabileceğini düşünüyorum. Pedro Pascal'ı zaten tartışmaya gerek yok. Benim nezdimde mükemmel bir oyuncu. Her türlü role kolaylıkla girebiliyor. Bunu G.O.T, Narcos ve The Mandalorian gibi başyapıt dizilerde rahatlıkla gördük. Beni şaşırtan seçimlerden bir tanesi de Tess karakteri oldu. Bu önemli karakteri daha önce Fringe gibi efsane bir dizide başrolde yer almış olan Anna Torv canlandırıyor. Dizinin ilk bölümü 16 Ocak 2023 tarihinde yayınladı ve bende sıcağı sıcağına izledim. Oyunu oynayanlar bilecekler ki, dizi salgın hastalıktan muzdarip olan bir dünyayı ve bu dünyada bir baba kız gibi ilişki içerisine giren Joel ve Ellie'nin hikayesini ele alıyor. İlk bölümde oyuna oldukça fazla sayıda gönderme var ki bu da benim çok hoşuma gitti. Oyunculuklar ve atmosfer de oldukça etkileyici geldi. Ki diziye en az 2 yıldır hazırlandıklarını varsayarsak bu oldukça normal. Dizinin yapım aşaması bir devlet sırrı gibi herkesten saklandı. Dizinin yayın hakları HBO Max' e ait. Ki bu da benim diziye karşı olan umudumu arttırıyor. Çünkü biz, G.O.T, Chernobyl ve House Of The Dragon gibi efsane dizileri bu platformda  izledik. Türkiye yayın hakları ise Blu TV'ye ait. Diziyi izlemek isteyenler ABD ile eşzamanlı olarak buradan takip edebilirler. Dizi daha yeni başladığı için bu seferlik puan vermeyeceğim. Ama diziye karşı umudum oldukça yüksek. Yeni bir yazıyla daha görüşünceye dek. Şimdilik hoşçakalın!


                                                           Kutlay ZEREY